Gönlümün kıyısına vurdu minicik bir dalga ...
Sanki sardı beni sensizlik..
Duvar olmuş kalbime gözlerin;
Bulaşmış tenime, hüznün soluk bir rengi...[DEVAMI...]
Kendimizi, etrafımızdakileri, sahip olduğumuz değerleri ve her yönüyle dünyamızı hızla tüketiyoruz. Keşke bu cümleyi şöyle kurabilseydik. &Ne mutlu bize ki, erdemli ve yerinde davranışlarla, yaşanabilir bir dünyaya her geçen gün bir adım daha yaklaşmaktayız.& Maalesef bugün bunu söyleyebilme sansına sahip değiliz. Çünkü bu ortamı sağlayacak istek, bilgi ve böylesi bir amaçtan mahrumuz. İşin kötüsü iradi veya gayri iradi bunu gelecek nesillere aktarmaktan da uzağız... [DEVAMI...]
Mustafa Acar / Hayata Dair
Uzun ve Sağlıklı Yaşamak
Gün geçmiyor ki "uzun ve sağlıklı" yaşamak üzerine bir vaaz duymayalım! Her gazetenin, her tv kanalının kadrosunda allame-i cihan bir Lokman var: "Haftada üç gün tempolu yürünecek; sabahları maydanoz suyu içilecek, üstüne bir avuç fındık, akabinde yumuşak bi zeminde iki sefer takla atılacak..." vs. Aralarında zaman zaman çelişki doğsa da tıp hekimleri deprem hekimlerinden daha az çelişkili konuşuyor;birinin söylediğini öteki nakzetmiyor.
Bu sağlık telkin ve önerilerinin ne kadar "sağlıklı" olduğunu tartışmayacağım!
Bu uzun yaşam reçetelerinin bizi gerçekten "uzun" yaşatıp yaşatmayacağını da geçelim... (Kimin ne zaman öleceği belli olmamakla beraber, insan uygun genlere ve paraya sahipse çok uzun yaşaması mümkün görünüyor!)
Soru şu: Acaba bütün bu iksirler bizi gerçekten "iyi" yaşatır mı?[DEVAMI...]
Gençlik üzerine bu zamana kadar çokça yazıldı çokça çizildi. Gençler üzerinde sosyal araştırmalar, psikolojik tahliller son birkaç on yılda oldukça önem kazandı. Hala kazanmaya devam ediyor. Önem kazandı; çünkü modern çağ, gün ışığına çıkardığı birçok gerçeklik, güzellik, kolaylık vb. ile birlikte aslında bazı değerleri, duyguları, hissiyatları da o derece hayatın kuytuluklarına bir yerlere gömmeyi başardı. Kontrolsüz modernizm biri varken diğerine pek de tahammül edemedi.
İşte bu ortamda bir gruptan söz edilmeye başlandı ki değişen Dünya koşullarında kendini ifade etme melekesini kaybetmiş, saniyede onlarca uyaranla baş etmeye çalışan, boşlukta bir yerlere tutunmaya muhtaç bir kesim. O kesim ki bir milletin ileri ya da geri gitmesini belirliyor. O kesim ki milletler tarih yazabilmek için onlara muhtaçlar. Öyle bir toplumsal kesim ki medeniyet gemisinin yelkenidirler, motorudurlar. İşte hepimiz onlara "Gençler" diyoruz. [DEVAMI...]
Mehmet Kütükçüoğlu / Toza Sor
GÜNEŞTİR KARANLIĞI YIRTAN
Kafasının uyuşmasını havadaki neme bağlayan insanlardan nefret ederim.
Hiçbir sorunu yokmuşçasına yaşamaya çalışanlardan,
Hayat hakkında hiçbir fikri olmayan kızlardan nefret ederim [DEVAMI...]
Her zaman duyarsınız, etrafınızdan yaşamınızı etkileyecek söylemler. En yakınımızdan, en uzağımıza duyduğumuz bu söylemler; inandırıcılığına göre; değer bulur bizim hayatımızda.
Peki, söyleyenler ve söylenenler ne kadar gerçek?
Söylediğine; kayıtsız şartsız inananlardan, ulaştığı bilgiyi yolun sonu zannedip; geldiği zirveden başka zirve olmayacağına inananlarına, kendini zirvede zanneden; düz yol sakinlerine& Olmadığı, (asla da olamayacağı) kişileri oynayanlara, ayrıca ilgi arsızı olup, insanları bir bir tüketenlere&
Kısaca; söyleyenin böyle bir olup olmadığına, emin olmak için söyleyene ve söylenilene hep şüpheyle yaklaşmışımdır.
Söylenen işimizle ilgisi olabilir, hayatımızla ilgili, eğitimimizle ilgili, geleceğimizle ilgisi olabilir ya da direk bizimle ilgisi olabilir.
Dört duvar arasında ve kendi gök kubbesi altında sevincini, kederini ve varoluş mücadelesini kaybetmiş onlarca ya da yüzlerce et ve kemik yığınına mektup:
Zamanın savrukluğu, aşina yüzler, yalancı bahar, hiç açmayan çiçek ve gecenin karanlığında yalnızlığımı gasp eden şeylerle uğraşıyorum.
Sokaklar kalabalık ve yalnız. Yaşlı bir şehirde huzuru ararken çektiğim çileler bile ibadet sayılabilir. Lakin bir de inançsızlar var ki onları anlamakta tüm benliğim ile güçlük çekiyorum.
Kitaplarım, filmlerim, gazete kupürlerim ve birkaç plağımla inandığım hayatı yaşarken, inançsız insanların tehditleri, saldırıları ve ölü nefesleri ile var olmak zorundayım.[DEVAMI...]
Beni bir gece yarısı morfinle vurun.
Yitik benliğimden bileklerime dökülen çaresizliğin son deminde.
Sallanan sandalyem ile bir bardak şarap,
Yada kekremsi bir yudum hayat içerken.
Nefesimden buğulanmış camların ardında,
Belirsiz suretime karşı.
Nefretini her açışta kusan musluk gibi üzerime, saçın ölümü.
Yalnızlık plak olup dönerken yuvasında,
Yayılır kızıl tüller.
Durgun denize dönen ellerim,
Narinleşir korkudan.
Son bulur nefes
Karanlık çökünce sevgilim.Caner Ercan'in Diğer Şiirleri için TIKLAYINIZ!